7.sınıf atom nedir isimli çalışma kağıdı

Kombide Yoğuşma Olur mu?

Merhaba sevgili 5. sınıf öğrencilerimiz,

Şu anda Fen bilimleri derslerimizde “Hal Değişimi” konusunu işliyoruz. Gaz maddelerin çevresine ısı vererek yani enerji kaybederek sıvı haline gelmesine “YOĞUŞMA” diyorduk. Size bu kavramının evimizin ısınmasında çok önemli olduğunu söylesek şaşırır mıydınız?

Hatırlarsanız çevremizdeki maddelerin taneciklerden oluştuğunu ve taneciklerin sahip oldukları enerjiye göre katı, sıvı ve gaz olabildiklerini gördük.

slide_5

Örneğin suyun katı hali olan buzu düşünürsek, taneciklerinin sıvı hali olan suya göre daha hareketsiz yani daha az enerjiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ve tahmin edebileceğiniz gibi suyun en enerjik hali gaz halidir. Peki biz havada bulunan gaz haldeki bu su taneciklerinin enerjisini kullanabilir miyiz? İşte “YOĞUŞMALI KOMBİ” bu enerjiyi kullanarak enerji tasarrufu yapıyor. Böylece doğalgazı daha verimli kullanıyorlar.

dg_166_74

Yoğuşmalı olmayan kombide doğalgaz ve hava ile ısı kazanılır ve bacadan artık gazlar bir miktar ısı ile atılır. Gördüğünüz gibi bacadan ısı kaybı olur.

MAKALE_

Yoğuşmalı kombi ise yukarıdaki şekilde gördüğünüz gibi bacadan atılan gazların içindeki su buharındaki enerjiyi yani ısısını alır ve su buharını yoğuşturur. Bu enerjiyi kullanılabilir ısı olarak kalorifer sistemine aktarır. Gaz olan atığı sıvı haline getirerek hava kirlenmesini de azaltır.

İşte doğal gazın yanması sonucunda ortaya çıkan ve bacadan dışarı atılacak baca gazının su buharındaki enerjiyi özel araçlar sayesinde geri kazanarak toplam verimi arttıran cihazlara YOĞUŞMALI KOMBİ denir.

Siz de Fen Bilimleri dersinde öğrendiğiniz bilgilerle artık günlük hayattaki kavramları daha iyi anladığınızı fark ediyor musunuz? Benzer örnekler yaşıyorsanız Fen Bilimleri öğretmenleriniz ile paylaşabilirsiniz.

Fenle Kalın

 

Kaynaklar:

http://www.dogalgaz.com.tr/yayin/161/yogusma-teknolojisi-ve-yogusmali-cihazlarda-verim-hesabi_3837.html#.Vn_iHPmLRhE

http://www.enerjivetesisat.com/tesisat-haberleri/hvac/2593-neden-youmal-kombi-kullanlmal

 

ODTÜ KUŞLARININ İZİNDE: “SON KUŞLAR”

ODTÜ KUŞLARININ İZİNDE: “SON KUŞLAR”*

Ayla KOŞAL,Ece ALACA,Ekin TOYGUR

20 yıldır süren araştırmalara göre, kampüsümüzde yaklaşık 234 farklı kuş türü bulunuyor. Peki,onları neden bulamıyoruz?

Kampüsümüz ,ODTÜ, ekosistemi ve biyoçeşitliliği ile tanınıyor. Ne yazık ki, geçmiş birkaç yılda kampüsümüzde bulunan canlıların bazıları arkalarında hiçbir iz bırakmadan yok olup gittiler. Bunlara, Çevrenin Genç Sözcüleri ( ÇGS) ekibi olarak araştırdığımız üç ana kuş da dahil: peçeli baykuş, boz kuyrukkakan ve taş bülbülü. Yıl boyunca, zamanımızın çoğunu bu bulunması zor kuşlar hakkında bilgi toplayarak ve onları nasıl bulabileceğimiz sorusuna yanıt arayarak geçirdik.

Çevrenin Genç Sözcüleri, çevreyi korumak üzere bir araya gelen bir grup gönüllüden oluşuyor. Biz, çevresel sorunlara parmak basmak, farkındalık kazandırmak ve okulumuzda daha eğitimli, bilinçli bir toplum yaratmak için çalışıyoruz. İlk başlarda iki kişinin girişimiyle hayat bulan ekip, şu anda gönüllü 9 öğrenci ve 8 öğretmenden oluşuyor. Bu iki kişinin bilgilendirici mücadeleleri sayesinde, birçok öğrenci bu gruptan haberdar oldu. Yalnızca birkaç ay içerisinde mütevazi grubumuz, yaklaşık yirmi kişilik bir topluluğa dönüştü.

Kuruluşunun ilk yılında daha çok eğitim ve öğretim ile ilgili olan ODTÜ Koleji Ankara ÇGS grubunun tam olarak belirlenmiş bir amacı yoktu, daha çok kampüsün biyoçeşitliliği ile ilgileniyordu. Üzerinde çalışılan proje, birçok farklı konu başlıklarını kapsıyordu: böcekler, memeliler, balıklar, bitkiler ve tabii ki kuşlar. Fakat, tahmin edebileceğiniz üzere, bu senenin planlaması tek bir tür üzerine, kuşlara, yoğunlaştığı için farklıydı. ÇGS üyeleri yıl boyunca bilgi topladı, kuş gözlemi yaptı ve üç ana hedefimizin, peçeli baykuş, boz kuyrukkakan ve taş bülbülü, izini aramak için plan oluşturdu. Grup üyeleri ilanlar astı, farkındalık yaymak ve okul arkadaşlarımızı çevresel sorunlar hakkında bilgilendirmek için“KAYIP ARANIYOR” posterleri ve sunumlar hazırlandı.

ODTÜ Kolej Ankara ÇGS ekibi üyeleri, ODTÜ Kuş Gözlem Topluluğu Başkanı Kaan Özgencil ile çalışmalarını yürütüyor. Özgencil, okul sınırları içerisinde üyelere temel kuş gözlem eğitimi verdi ve kuş gözlemi sırasında giyilen kıyafetlerin çevreyle uyumlu, fazla dikkat çekmeyen renklerde olması gerekliliğini önemle vurguluyor. Bir diğer dikkat edilmesi gereken husus ise, olabildiğince sessiz olmak çünkü gürültü yapmak kuşların ürküp kaçmasına, doğal yaşam alanlarının etkilenmesine sebep olabilir.

Kuşlar ve kuş gözlem hakkında bilgi edinmek üzere ÇGS ekibi ilk defa 7 Aralık 2017’de Kaan Özgencil ile bir araya geldi. “234 kuş türü var ODTÜ’de.” diyor Özgencil, Bu da yaklaşık olarak Türkiye’deki kuş türlerinin yarısıanlamına geliyor. Önceki yıllarda daha büyük sayılara ulaşılabiliyordu fakat boz kuyrukkakan, taş bülbülü ve peçeli baykuş gibi kuşların bir daha uğramamak üzere ODTÜ’yü terk etmesi üzerine büyük endişeler ortaya çıktı. Bu üç kuşun diğer ekosistemlerde bol sayıda bulunabilmesine rağmen ODTÜ’deki sayılarındaki düşüş ve nihai yok oluşları büyük bir problem. Bu durum sadece bir grup besin zincirinin yolundan sapmasına sebep olmuyor, aynı zamanda başka besin zincirlerinin ve ekosistemlerin de çoktan bozulduğunun bir göstergesi durumunda. Ek olarak, hepimiz karmanın ne olduğunu, ne yaptığını ve onu hafife almamamız gerektiğini biliyoruz! Bundan dolayı, toplumu bilinçlendirmek için yaptığımız çalışmalar sadece kuşları değil, herkesi ,biz dahil, olumlu yönden etkileyecek.

California Üniversitesinde yapılan araştırmalara göre, kıtaları çapraz çizgiler halinde kesen toplam 40 milyon mil uzunluğunda ana yollar bulunuyor, yani Dünya etrafında 1600 kez dolanabilecek kadar uzun. Bu yollar insanlar için çok kolay ulaşım imkanları sağlarken göç eden hayvanlar için büyük engeller oluşturuyor. Üniversiteden bir grup bilim insanı, göç eden hayvanların zarar görme ve soylarının tükenmesi riskini ölçmek, değerlendirmek için yola çıktı.

“Beklendiği üzere, göç eden hayvanların zafiyetlerinin bölgesel, çevresel, davranışsal ve sınıfsal bağlamlarına göre çeşitlendiğini saptadık,” diye belirtiyor Ekoloji, Evrim ve Deniz Biyolojisi bölüm başkanı, Molly Hardesty-Moore. Araştırmacıların analizi gösteriyor ki; göç eden kuşların sayısı, göç etmeyenlerinkine göre çok daha belirgin bir düşüş yaşıyor. Kuşların sayısındaki bu acı veren düşüş, ODTÜ Kampüsü dahil olmak üzere, tüm dünyada gözleniyor. Önceki senede, 4.8 km’si ODTÜ sınırlarından geçen 14 km.’lik bir yol projesine başlandı. Şimdi ise ikinci bir yol yapımı akıllarda yer etmiş durumda. Bu ve bunun gibi birçok durum, kuşların eskiden beri yaşadıkları alanları terk etmesine ve dolayısıyla biyoçeşitliliğin hızla azalmasına sebep oluyor. Böyle devam ederse, kentleşme, yapılaşma artar ve doğal alanlar yok olursa, insan ırkı da bundan nasibini elbette alacak.

Biz Çevrenin Genç Sözcüleri ekibi olarak bizi ve bizden sonraki nesilleri bilinçlendirmek; kuşlarla, ağaçlarla, böceklerle bir bütün içinde daha uzun yıllar yaşayamanın yollarını bulmaya çalışıyoruz.

Türk Edebiyatının usta kalemlerinden Sait Faik de yazdığı Son Kuşlar adlı öyküsüyle 1952 senesinden bizlere sesleniyor: “Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikayesi.”

Bizden de söylemesi…

*Sait Faik Abasıyanık’ın 1952 senesinde yayımladığı öykünün adı.

Kaynakça:

Science Daily/ Animal Migrations Blocked by Roads

www.hurriyet.com.tr/ 5 Soruda ODTÜ Yolu

ODTÜ Kuş Gözlem Topluluğu

“Maddenin Halleri” Konusu Bizi Susuzluktan Kurtarabilir mi?

Fen Bilimleri dersinde öğrendiğiniz bilgilerle dünyanın su sorununu çözebileceğinizi hiç düşünmüş müydünüz?

Fen Bilimleri dersinde hem 5. sınıfta hem de 6. sınıfta “Maddenin Halleri” konusunda maddelerin nasıl hal değiştirdiğini ve bu sırada enerjilerinde ve sıcaklıklarında ne gibi değişiklikler olduğunu öğrendiniz.

Sınıfta yaptığımız deneyler sırasında havadaki suyun enerji kaybederek damlacıklar şeklinde soğuk yüzeyde toplandığını gözlemledik. Bu mekanizmanın aslında suyun az olduğu çöl gibi ortamlarda yaşayan bitkiler ve diğer canlıların suyu elde etme yöntemi olduğunu biliyor muydunuz?

Namib_beetle_

Örneğin yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz Güney  Afrika’nın Namib Çölünde yaşayan STENOCARA, bilinen adıyla NAMIB Böceği de kullanacağı suyu bu yöntemle elde eder. Gördüğünüz gibi böceğin duruşu kafasının aşağıda, yüzeyi geniş ve suyu tutma özelliği olan karnının yukarıda olmasını sağlıyor.  Bu böcek sabahları oluşan  sisteki su buharı derisindeki oluklar yardımıyla soğuyan karnında yoğuşturarak su damlaları oluşturur. Bu su damlalarını, duruşunun avantajı ve kanatlarının yardımıyla ağzına doğru hareket ettirerek su ihtiyacını giderir.

Bunun yanında kaktüslerin de çölde sabahları oluşan sisten yoğuşma yöntemiyle su toplamaya uygun yüzeyleri, toplanan suyu köke doğru yönlendiren yapıları, suyun geri buharlaşmasını önleyen dikenleri ve depolamak için uygun gövdeleri vardır.

5423597247_16583b7b57_b

İnsanlar da tarih boyunca doğayı gözlemleyerek bu bilimsel süreci denenme yanılma yöntemiyle kullanma metotları geliştirmişler. Bunun pek çok değişik örneğine Türkiye’de de rastlanabilir. Örneğin eğer Ege veya Akdeniz bölgesine gittiğinizde kubbe şeklinde yapılar görürseniz bunlar “sarnıç” ismini verdiğimiz yağmur suyu toplamaya yarayan yapılardır.

estengil-sarnici-2Datça- Eştengil Sarnıcı

Sarnıçlar su biriktirebilmek için  üç işlevi yerine getirirler:
(1) Yağmur suyunun çevresini çember şeklinde saran eğimli duvardan içeri akarak zeminden alçakta olan kuyuda toplanmasını sağlarlar.
(2) Malzemesindeki taşlardan dolayı gözenekli yapısı güneş ısısı altında bir miktar suyun duvarlarındaki enerjiyi alarak buharlaşmasına izin verirken içindeki havayı soğutur ve buzdolabı gibi suyun da soğumasına sebep olurlar.
(3) Sarnıcın içinin soğuk olması dışarıdaki hava ile sıcaklık farkı oluşturur ve bu fark havadaki suyun sarnıcın dış yüzeyinde yoğuşarak toplanmasına ve deliklerden içeri damlamasına sebep olur.

Günümüzdeki bilim insanları da tarihsel deneyimler ve doğadan yola çıkarak su toplama yöntemleri geliştirmeye çalışıyorlar. Bunun şu an susuzluk çeken ülkelere ve dünyamızın yakın gelecekte yaşayacağı düşünülen su sıkıntısına  çözüm olması bekleniyor. Örneğin Etiyopya’da kurtulan Warka Water adı verilen ve ismini warka isimli ağaçtan alan yapılar doğadaki sistemleri taklit ederek temiz içilebilir su sağlamayı hedefliyorlar. warka_water.jpg__800x600_q85_crop

Warkaların yüzeylerinde havadaki su buharının ve çiy tanelerinin yoğuşması  sonucu su damlaları oluşur. Oluşan bu su damlaları  yer çekiminin yönlendirilmesiyle aşağıdaki depoda birikir. Sizce tamamen doğa dostu olduğu söylenen ve hiç enerji gerektirmeyen bu yapılar dünyamızın su sorununu  çözebilir mi?

Bunun yanında havadaki su moleküllerini soğutulan yüzeyde yoğuşturarak içilebilir suyu toplayan taşınabilir aletler de yapılmış. Yakında su mataraları yerine bu aletlerden taşıyanları görürsek hiç şaşırmayalım. Aşağıdaki videoda bunlardan bir tanesinin tanıtımını izleyebilirsiniz.

Gazların enerji kaybederek sıvı hale geldiği bilgisinin olanak sağladığı buluşlar çok ilginç değil mi? Ne dersiniz, dünyayı kurtaracak sıradaki buluş sizinki olabilir mi?

Fenle kalın

Kaynaklar:

(1) http://www.datcadetay.com/datca-su-sarniclari.html
(2) https://sites.psu.edu/mitanshshah/2012/10/23/biomimic-engineering/
(3) https://www.feedingknowledge.net/home/-/bsdp/6106/en_GB
(4) http://www.sierraclub.org/sierra/2014-6-november-december/innovate/harvesting-water-thin-air#1
(5) https://www.youtube.com/watch?v=41mLIEoo6D4
(6) http://www.warkawater.org/design
(7) https://www.youtube.com/watch?v=-3k6jw-D3HU

HAFTANIN DİNOZORU: ANKLOSAURUS

Kretase döneminde yaşamış olan anklosaurus en bilindik dinozorlardandır. Bu dinozorun fosillerine Antartika ve Kuzey Amerika’da rastlanır. Bedeninin üstünde kendisini koruyan bir kalkan ve kuyruğunun ucunda bir topuz bulunmaktadır. Sıkça insanlar bu topuzu küre şeklindeymiş gibi düşünür. Bu topuz yuvarlak olsa da tam bir küre şeklinde değildir ve etrafında dikenler yoktur. Ama Ankylosaurus’a benzeyen dikenli bir topuza sahip birçok dinozor vardır. Ankylosaurus’un boyu 10 metreye ulaşabilir. Kendisini koruyan kalkanı kemik ve kıkırdaktandır ve bu kalkan ankylosaurus’u yavaşlatsa da hem rahat hem de mükemmel bir korunma aracıdır. Ankylosaurus’un göz kapakları da kemik ve kıkırdaktandır ve aslında bu çok gereksiz bir ayrıntıdır. Yetişkin bir ankylosaurus’un neredeyse hiç doğal düşmanı yoktur. Yırtıcılar bu dinozora saldırsalar da öldüremezler. Ankylosaurus’u öldürmenin tek yolu ters çevirmektir ve bu bir dinozor için imkansızdır. Bununla birlikte kuyruğundaki topuz bir yırtıcının kaburgalarına gelirse ölüm kaçınılmazdır. Ankylosaurus’un görme duyusu çok kötü olsa da koku alma duyusu epey gelişmiştir. Ankylosaurus için yapılan modeller ve resimlerin çoğu yanlıştır. Bilimsel açıdan en doğru çizim ve model aşağıdaki gibidir.

 

Ankylosaurus:

 

 

Ankylosaurusa benzeyen  diğer bazı dinozorlar:

Polacanthus

 

Saichania

Minmi

 

 

 

 

 

 

Açıklıyoruz: Acaba İSOPOD canlılardan hangi gruba girer?

Armadillidium_vulgare_000

Beşinci sınıflarla canlılar ünitesini çoktan bitirdik. Gözlemlerle, sunumlarla, ilginç videolarla bu ünitede de çok eğlendik. Çeşitli canlıları sınıflandırdık ve onlarla ilgili çeşitli ayrıntılar öğrendik.

Bu yazımızda size öğrendiğiniz bilgilerle vereceğimiz ipuçlarını değerlendirerek yukarıdaki canlıyı sınıflandırmanızı istemiştik. Anket sonuçlarını aşağıda görüyorsunuz.

anket_isopot_

Sonuçlardan gördüğünüz gibi oy kullananların çoğu (%45) canlımızın böcek olduğunu düşünüyor. Fakat yanılıyorlar..

Böcekler eklem bacaklılar (Arthropoda) denilen omurgasız hayvan grubuna dahildirler. Sert ve koruyucu dış iskeletleri ve eklemli bacakları vardır. Diğer eklem bacaklılardan 6 bacaklı olmaları ile ayrılırlar. İsopodları ise iki çift antenleri ve iki gözleri küçük bir başın üzerindedir. Yedi çift ayak benzeri yapıya sahiptirler,  bunlar kolayca bükülüp tortop olan vücutlarının göğüs bölümünden çıkar. Karın bölgesi çok küçüktür ve vücudun arka kısmında kıvrılmış gibi görünür. Vücutlarının büyük bölümü koruyucu kalkan gibi birbirine geçmiş kabuklardan oluşur.

Genç böcekler yetişkin hale gelene kadar bir kaç kez deri değiştirmek zorundadırlar. Böceklerin hepsi başkalaşım geçirirler.Dişi isopod farklı erkeklerin üreme hücrelerini depolayıp sonradan da yavru oluşturabilir. Yumurtalar annelerinin vücutlarının alt kısmında bulunan iki yüze yakın yavruyu taşıyabilen bir kesenin içine yerleşip 2-3 ay sonra orada doğarlar. Doğduktan sonra annenin salgıladığı bir besinle beslenip 2-3 gün sonra da dışarı çıkarlar. Yavru bakımı yoktur, fakat bazı türlerde yavrular annelerine yakın yerlerde yerleşirler.

Böcekler tüplerden (trakeler) oluşan bir solunum ağ sistemleri vardır. Hareket ederek kas sitemi ile havayı vücutlarındaki deliklerden dışarı iterler. Hem karada hem de suda yaşayan çeşitlerine rastlanan İSOPOD isimli canlıların ise karada yaşam şartlarına tam uyum sağlamış değildir.

uan_uur_bcei

Bu farklılıklarına bakarak böcek olmadıklarını anlıyoruz.

ahtapot_

İsopodların omugasız olmaları ahtapotlara benzese de diğer ütün özellikleri onlardan farklıdır. Yani ahtapotlarla da aynı grupta değillerdir.

Canlımızın dinazorlarla aynı grupta olduğunu düşünen arkadaşlarınızın “trilobide” ismi verilen şimdi nesli tükenmiş bir canlının fosillerini isopoda benzetmiş olabilirler. Aşağıdaki resim gerçekten bizim isopoda benziyor değil mi? Fakat böyle bile olsa isopodlar dinazorlarla aynı grupta değillerdir.

trilobite-fossil_1262_600x450

Kabuklu olmalarını, yada pullu olmalarını kaplumbağa veya balığa benzetmiş olan arkadaşlarımız da yanılıyorlar.

Peki İsopodlar Nedir?

Bu durumda ikinci seçenek olan karides ile aynı grupta olup olmadıklarına bakalım. Denizlerde yaşayan karideslerin isopotlar gibi dış iskeletleri ve on adet eklemli bacağı vardır. Solunum sistemleri de benzerdir. İsopodlar daha önce söylediğimiz gibi karaya tam olarak ayak uydurmamışlardır. Solungaç benzeri bir solunum organları vardır ve sadece nemli ortamlarda yaşayabilirler. Karanlık kuytu köşeleri tercih ederler. Bu canlıları nemli kuru yaprakların altında veya  nemli çürümüş kütüklerin aralarında görebilirsiniz. Zaten çürümüş tahta, kuru bitkiler ile beslenirler.

Bu  durumda isopodlar ve karideslerin aynı grupta olduğunu söyleyebiliriz.

karides_

Antenlerini kullanma şekilleri de karideslere benzer. İsopodların görme, koku alma ve dokunma duyuları vardır. Gözleri ışığa karşı duyarlıdır fakat görüşleri iyi değildir. Antenler ile hem iletişim kurarlar hem de kimyasalları kontrol edebilirler. Bunun yanında diğer isopodların algılayabileceği kimyasal bir işaret bırakabilirler. Bu aynı zamanda uygun ortam için de bir haberleşme aracı olabilir.

Denizde yaşayan dev isopod çeşitleri de bulunur.

dev_isopod_

İsopodlar kendilerini korumak için güçlü bir mekanizmaları vardır, tehlike anında neredeyse küre şekline gelirler. Gri renkleri onlara taş ve ağaç gövdelerinde kamuflaj sağlar. Yine de en büyük düşmanları bazı kuş türleri ve karıncalardır. Bunların yanında isopodlar için zararlı bakteri türleri de vardır.  Bunlardan Wolbahia isimli bakteri tüm yavruları dişiye çevirebilir.

Ağaç kabuklarını ve yapraklarını parçalayarak ayrıştırmayı hızlandırdırılar ve ekosistem için çok önemlidirler.

Bu yazımızda aslında çevremizde sürekli var olan fakat varlığını çok az farkettiğimiz ve ekosistemimiz için çok önemli bir canlıyı tanımış olduk. Ankete katılarak verdiğiniz desteğe teşekkür ederiz.

Merakla ve Fenle kalın..

KAYNAKÇA:
http://www.biokids.umich.edu/critters/Armadillidium_vulgare/
http://3.bp.blogspot.com/-2_D1nBmecBk/TZGejzPJfKI/AAAAAAAADpc/d30V4b5i94A/s1600/trilobite-fossil_1262_600x450.jpg
Mound, L., (1990), Böcekler. Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara

HAFTANIN DİNOZORU: DİLOPHOSAURUS

Dilophosaurus Jurassic Park filmi yüzünden insanlar arasında yanlış bilinmektedir. Filmde dilophosaurus kör edici bir zehir tükürebilmektedir ve bazı sürüngenlerin yapabildiği gibi kafasının arkasında bulunan özel yelpazeyi açabilmektedir. Ama aslında dilophosaurus bu özelliklerin hiçbirine sahip değildi. Fosiller bu canlının bir yelpazeye sahip olduğunu göstermiyor . Ayrıca Dilophosaurs kafatasında zehir keselerine rastlanmadı ve dişlerinin içi doluydu. Filmde dilophosaurusun böyle özelliklere sahip olmasının sebebininin dinozorların DNA’ larındaki boşlukları doldurmak için günümüz hayvanlarının DNA’ ları kullanılmasının sonucu olduğu söyleniyor. Bu zehir ve yelpaze ile birlikte neden diolphosaurusun yılana benzeyen derisi olduğunu açıklıyor.

Gerçek hayattaki dilophosaurus Arizona’da keşfedilen kafasının üstünde bulunan iki tuhaf ibiğe ve zayıf bir ısırığa sahip Jurassic döneminde yaşamış bir dinozordur. Dilophosaurus ilk büyük dinozorlardandır. Üç metre uzunluğunda ve iki metre yüksekliğe ulaşabilmektedir. Muhtemelen kuşlar gibi küçük gruplar halinde dolaşır ve yavrularına bakarlardı.

Tüy mü yoksa bowling topu mu yere daha önce düşer?

Sevgili 5. sınıf öğrencilerimiz,
Artık sürtünme kuvveti konusunun sonuna geldik; peki havasız ortamda hava direnci var mıdır? Bilim insanları bunu kanıtlamak için nasıl bir deney yapmış olabilirler?
Siz de kendinize benzer sorular soruyorsanız, aşağıdaki videoyu izlemelisiniz..
Fenle kalın

Konuyla ilgili açıklama

Radyometrenin Pervaneleri Ortamda Işık Olduğunda Neden Döner?

Merhaba sevgili öğrencilerimiz,

Yedinci sınıflarda ışık konusunu çoktan bitirdik. Defterinizdeki konunun başında anlatılan radyometre isimli aleti hatırlıyor musunuz? Radyometre vakumlu bir fanus içinde, bir yüzü siyah diğer yüzü beyaz olan bir düzenekten oluşur. Bu düzenek ortamda ışık olduğunda döner. Aşağıdaki videoda radyometrenin çalışması anlatılıyor.

Bu videoyu izledikten sonra aşağıdaki anketi doldurunuz..

Fenle kalın


HAFTANIN DINOZORU:PROTOCERATOPS

Protoceratops 85 milyon yıl önce yaşamış otçul bir dinozordur. Gobi Çölü’nde yaşamıştır. Bilim adamları bu dinozora “Kretase İneği” derler. Kendini savunabileceği sivri bir çıkıntı  burnunun üstünde bulunurdu. Doğal düşmanları Velociraptor gibi yırtıcılardı. Bunu Moğolistan’da bulunan bir fosilden biliyoruz.

Fosilde çok net göründüğü gibi iki dinozor ölümüne savaşmaktadır. Velociraptor’un önce saldırdığı daha büyük ihtimal çünkü Protoceratops gibi otobur dinozorların saldırarak risk almayacakları düşünülüyor. Velociraptor büyük ihtimalle Protoceratops’un sırtına atlamış, ama sonra dengesini kaybedip düşmemek için Protoceratops’a tutunmuştu. Ama böyle yaparak Protoceratops’un altında kalmış ve Protoceratops Velociraptor’un kolunu ısırıp kopartmaya çalışınca, Velociraptor baş parmağında bulunan pençesini kullanarak Protoceratops’un boynunu kesmeye çalışmıştır. Protoceratops Velaciraptor’u kendisinden uzak tutmak için karnını bir ayağıyla ittirmiştir. En sonunda sıkça olduğu düşünülen kum fırtınalarından biri gerçekleşmiş ve iki dinozor son pozisyonlarını bozmadan kumun altında boğularak ölmüştür. Genelde Protoceratops’lar sürü veya iki kişi halinde yaşarlar. Bu Protoceratops sürüden bir nedenden dolayı ayrılmış olmalıydı.