Category: Ne İşime Yarayacak?

Kombide Yoğuşma Olur mu?

Merhaba sevgili 5. sınıf öğrencilerimiz,

Şu anda Fen bilimleri derslerimizde “Hal Değişimi” konusunu işliyoruz. Gaz maddelerin çevresine ısı vererek yani enerji kaybederek sıvı haline gelmesine “YOĞUŞMA” diyorduk. Size bu kavramının evimizin ısınmasında çok önemli olduğunu söylesek şaşırır mıydınız?

Hatırlarsanız çevremizdeki maddelerin taneciklerden oluştuğunu ve taneciklerin sahip oldukları enerjiye göre katı, sıvı ve gaz olabildiklerini gördük.

slide_5

Örneğin suyun katı hali olan buzu düşünürsek, taneciklerinin sıvı hali olan suya göre daha hareketsiz yani daha az enerjiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ve tahmin edebileceğiniz gibi suyun en enerjik hali gaz halidir. Peki biz havada bulunan gaz haldeki bu su taneciklerinin enerjisini kullanabilir miyiz? İşte “YOĞUŞMALI KOMBİ” bu enerjiyi kullanarak enerji tasarrufu yapıyor. Böylece doğalgazı daha verimli kullanıyorlar.

dg_166_74

Yoğuşmalı olmayan kombide doğalgaz ve hava ile ısı kazanılır ve bacadan artık gazlar bir miktar ısı ile atılır. Gördüğünüz gibi bacadan ısı kaybı olur.

MAKALE_

Yoğuşmalı kombi ise yukarıdaki şekilde gördüğünüz gibi bacadan atılan gazların içindeki su buharındaki enerjiyi yani ısısını alır ve su buharını yoğuşturur. Bu enerjiyi kullanılabilir ısı olarak kalorifer sistemine aktarır. Gaz olan atığı sıvı haline getirerek hava kirlenmesini de azaltır.

İşte doğal gazın yanması sonucunda ortaya çıkan ve bacadan dışarı atılacak baca gazının su buharındaki enerjiyi özel araçlar sayesinde geri kazanarak toplam verimi arttıran cihazlara YOĞUŞMALI KOMBİ denir.

Siz de Fen Bilimleri dersinde öğrendiğiniz bilgilerle artık günlük hayattaki kavramları daha iyi anladığınızı fark ediyor musunuz? Benzer örnekler yaşıyorsanız Fen Bilimleri öğretmenleriniz ile paylaşabilirsiniz.

Fenle Kalın

 

Kaynaklar:

http://www.dogalgaz.com.tr/yayin/161/yogusma-teknolojisi-ve-yogusmali-cihazlarda-verim-hesabi_3837.html#.Vn_iHPmLRhE

http://www.enerjivetesisat.com/tesisat-haberleri/hvac/2593-neden-youmal-kombi-kullanlmal

 

“Maddenin Halleri” Konusu Bizi Susuzluktan Kurtarabilir mi?

Fen Bilimleri dersinde öğrendiğiniz bilgilerle dünyanın su sorununu çözebileceğinizi hiç düşünmüş müydünüz?

Fen Bilimleri dersinde hem 5. sınıfta hem de 6. sınıfta “Maddenin Halleri” konusunda maddelerin nasıl hal değiştirdiğini ve bu sırada enerjilerinde ve sıcaklıklarında ne gibi değişiklikler olduğunu öğrendiniz.

Sınıfta yaptığımız deneyler sırasında havadaki suyun enerji kaybederek damlacıklar şeklinde soğuk yüzeyde toplandığını gözlemledik. Bu mekanizmanın aslında suyun az olduğu çöl gibi ortamlarda yaşayan bitkiler ve diğer canlıların suyu elde etme yöntemi olduğunu biliyor muydunuz?

Namib_beetle_

Örneğin yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz Güney  Afrika’nın Namib Çölünde yaşayan STENOCARA, bilinen adıyla NAMIB Böceği de kullanacağı suyu bu yöntemle elde eder. Gördüğünüz gibi böceğin duruşu kafasının aşağıda, yüzeyi geniş ve suyu tutma özelliği olan karnının yukarıda olmasını sağlıyor.  Bu böcek sabahları oluşan  sisteki su buharı derisindeki oluklar yardımıyla soğuyan karnında yoğuşturarak su damlaları oluşturur. Bu su damlalarını, duruşunun avantajı ve kanatlarının yardımıyla ağzına doğru hareket ettirerek su ihtiyacını giderir.

Bunun yanında kaktüslerin de çölde sabahları oluşan sisten yoğuşma yöntemiyle su toplamaya uygun yüzeyleri, toplanan suyu köke doğru yönlendiren yapıları, suyun geri buharlaşmasını önleyen dikenleri ve depolamak için uygun gövdeleri vardır.

5423597247_16583b7b57_b

İnsanlar da tarih boyunca doğayı gözlemleyerek bu bilimsel süreci denenme yanılma yöntemiyle kullanma metotları geliştirmişler. Bunun pek çok değişik örneğine Türkiye’de de rastlanabilir. Örneğin eğer Ege veya Akdeniz bölgesine gittiğinizde kubbe şeklinde yapılar görürseniz bunlar “sarnıç” ismini verdiğimiz yağmur suyu toplamaya yarayan yapılardır.

estengil-sarnici-2Datça- Eştengil Sarnıcı

Sarnıçlar su biriktirebilmek için  üç işlevi yerine getirirler:
(1) Yağmur suyunun çevresini çember şeklinde saran eğimli duvardan içeri akarak zeminden alçakta olan kuyuda toplanmasını sağlarlar.
(2) Malzemesindeki taşlardan dolayı gözenekli yapısı güneş ısısı altında bir miktar suyun duvarlarındaki enerjiyi alarak buharlaşmasına izin verirken içindeki havayı soğutur ve buzdolabı gibi suyun da soğumasına sebep olurlar.
(3) Sarnıcın içinin soğuk olması dışarıdaki hava ile sıcaklık farkı oluşturur ve bu fark havadaki suyun sarnıcın dış yüzeyinde yoğuşarak toplanmasına ve deliklerden içeri damlamasına sebep olur.

Günümüzdeki bilim insanları da tarihsel deneyimler ve doğadan yola çıkarak su toplama yöntemleri geliştirmeye çalışıyorlar. Bunun şu an susuzluk çeken ülkelere ve dünyamızın yakın gelecekte yaşayacağı düşünülen su sıkıntısına  çözüm olması bekleniyor. Örneğin Etiyopya’da kurtulan Warka Water adı verilen ve ismini warka isimli ağaçtan alan yapılar doğadaki sistemleri taklit ederek temiz içilebilir su sağlamayı hedefliyorlar. warka_water.jpg__800x600_q85_crop

Warkaların yüzeylerinde havadaki su buharının ve çiy tanelerinin yoğuşması  sonucu su damlaları oluşur. Oluşan bu su damlaları  yer çekiminin yönlendirilmesiyle aşağıdaki depoda birikir. Sizce tamamen doğa dostu olduğu söylenen ve hiç enerji gerektirmeyen bu yapılar dünyamızın su sorununu  çözebilir mi?

Bunun yanında havadaki su moleküllerini soğutulan yüzeyde yoğuşturarak içilebilir suyu toplayan taşınabilir aletler de yapılmış. Yakında su mataraları yerine bu aletlerden taşıyanları görürsek hiç şaşırmayalım. Aşağıdaki videoda bunlardan bir tanesinin tanıtımını izleyebilirsiniz.

Gazların enerji kaybederek sıvı hale geldiği bilgisinin olanak sağladığı buluşlar çok ilginç değil mi? Ne dersiniz, dünyayı kurtaracak sıradaki buluş sizinki olabilir mi?

Fenle kalın

Kaynaklar:

(1) http://www.datcadetay.com/datca-su-sarniclari.html
(2) https://sites.psu.edu/mitanshshah/2012/10/23/biomimic-engineering/
(3) https://www.feedingknowledge.net/home/-/bsdp/6106/en_GB
(4) http://www.sierraclub.org/sierra/2014-6-november-december/innovate/harvesting-water-thin-air#1
(5) https://www.youtube.com/watch?v=41mLIEoo6D4
(6) http://www.warkawater.org/design
(7) https://www.youtube.com/watch?v=-3k6jw-D3HU

Açıklıyoruz: Acaba İSOPOD canlılardan hangi gruba girer?

Armadillidium_vulgare_000

Beşinci sınıflarla canlılar ünitesini çoktan bitirdik. Gözlemlerle, sunumlarla, ilginç videolarla bu ünitede de çok eğlendik. Çeşitli canlıları sınıflandırdık ve onlarla ilgili çeşitli ayrıntılar öğrendik.

Bu yazımızda size öğrendiğiniz bilgilerle vereceğimiz ipuçlarını değerlendirerek yukarıdaki canlıyı sınıflandırmanızı istemiştik. Anket sonuçlarını aşağıda görüyorsunuz.

anket_isopot_

Sonuçlardan gördüğünüz gibi oy kullananların çoğu (%45) canlımızın böcek olduğunu düşünüyor. Fakat yanılıyorlar..

Böcekler eklem bacaklılar (Arthropoda) denilen omurgasız hayvan grubuna dahildirler. Sert ve koruyucu dış iskeletleri ve eklemli bacakları vardır. Diğer eklem bacaklılardan 6 bacaklı olmaları ile ayrılırlar. İsopodları ise iki çift antenleri ve iki gözleri küçük bir başın üzerindedir. Yedi çift ayak benzeri yapıya sahiptirler,  bunlar kolayca bükülüp tortop olan vücutlarının göğüs bölümünden çıkar. Karın bölgesi çok küçüktür ve vücudun arka kısmında kıvrılmış gibi görünür. Vücutlarının büyük bölümü koruyucu kalkan gibi birbirine geçmiş kabuklardan oluşur.

Genç böcekler yetişkin hale gelene kadar bir kaç kez deri değiştirmek zorundadırlar. Böceklerin hepsi başkalaşım geçirirler.Dişi isopod farklı erkeklerin üreme hücrelerini depolayıp sonradan da yavru oluşturabilir. Yumurtalar annelerinin vücutlarının alt kısmında bulunan iki yüze yakın yavruyu taşıyabilen bir kesenin içine yerleşip 2-3 ay sonra orada doğarlar. Doğduktan sonra annenin salgıladığı bir besinle beslenip 2-3 gün sonra da dışarı çıkarlar. Yavru bakımı yoktur, fakat bazı türlerde yavrular annelerine yakın yerlerde yerleşirler.

Böcekler tüplerden (trakeler) oluşan bir solunum ağ sistemleri vardır. Hareket ederek kas sitemi ile havayı vücutlarındaki deliklerden dışarı iterler. Hem karada hem de suda yaşayan çeşitlerine rastlanan İSOPOD isimli canlıların ise karada yaşam şartlarına tam uyum sağlamış değildir.

uan_uur_bcei

Bu farklılıklarına bakarak böcek olmadıklarını anlıyoruz.

ahtapot_

İsopodların omugasız olmaları ahtapotlara benzese de diğer ütün özellikleri onlardan farklıdır. Yani ahtapotlarla da aynı grupta değillerdir.

Canlımızın dinazorlarla aynı grupta olduğunu düşünen arkadaşlarınızın “trilobide” ismi verilen şimdi nesli tükenmiş bir canlının fosillerini isopoda benzetmiş olabilirler. Aşağıdaki resim gerçekten bizim isopoda benziyor değil mi? Fakat böyle bile olsa isopodlar dinazorlarla aynı grupta değillerdir.

trilobite-fossil_1262_600x450

Kabuklu olmalarını, yada pullu olmalarını kaplumbağa veya balığa benzetmiş olan arkadaşlarımız da yanılıyorlar.

Peki İsopodlar Nedir?

Bu durumda ikinci seçenek olan karides ile aynı grupta olup olmadıklarına bakalım. Denizlerde yaşayan karideslerin isopotlar gibi dış iskeletleri ve on adet eklemli bacağı vardır. Solunum sistemleri de benzerdir. İsopodlar daha önce söylediğimiz gibi karaya tam olarak ayak uydurmamışlardır. Solungaç benzeri bir solunum organları vardır ve sadece nemli ortamlarda yaşayabilirler. Karanlık kuytu köşeleri tercih ederler. Bu canlıları nemli kuru yaprakların altında veya  nemli çürümüş kütüklerin aralarında görebilirsiniz. Zaten çürümüş tahta, kuru bitkiler ile beslenirler.

Bu  durumda isopodlar ve karideslerin aynı grupta olduğunu söyleyebiliriz.

karides_

Antenlerini kullanma şekilleri de karideslere benzer. İsopodların görme, koku alma ve dokunma duyuları vardır. Gözleri ışığa karşı duyarlıdır fakat görüşleri iyi değildir. Antenler ile hem iletişim kurarlar hem de kimyasalları kontrol edebilirler. Bunun yanında diğer isopodların algılayabileceği kimyasal bir işaret bırakabilirler. Bu aynı zamanda uygun ortam için de bir haberleşme aracı olabilir.

Denizde yaşayan dev isopod çeşitleri de bulunur.

dev_isopod_

İsopodlar kendilerini korumak için güçlü bir mekanizmaları vardır, tehlike anında neredeyse küre şekline gelirler. Gri renkleri onlara taş ve ağaç gövdelerinde kamuflaj sağlar. Yine de en büyük düşmanları bazı kuş türleri ve karıncalardır. Bunların yanında isopodlar için zararlı bakteri türleri de vardır.  Bunlardan Wolbahia isimli bakteri tüm yavruları dişiye çevirebilir.

Ağaç kabuklarını ve yapraklarını parçalayarak ayrıştırmayı hızlandırdırılar ve ekosistem için çok önemlidirler.

Bu yazımızda aslında çevremizde sürekli var olan fakat varlığını çok az farkettiğimiz ve ekosistemimiz için çok önemli bir canlıyı tanımış olduk. Ankete katılarak verdiğiniz desteğe teşekkür ederiz.

Merakla ve Fenle kalın..

KAYNAKÇA:
http://www.biokids.umich.edu/critters/Armadillidium_vulgare/
http://3.bp.blogspot.com/-2_D1nBmecBk/TZGejzPJfKI/AAAAAAAADpc/d30V4b5i94A/s1600/trilobite-fossil_1262_600x450.jpg
Mound, L., (1990), Böcekler. Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara

Radyometrenin Pervaneleri Ortamda Işık Olduğunda Neden Döner?

Merhaba sevgili öğrencilerimiz,

Yedinci sınıflarda ışık konusunu çoktan bitirdik. Defterinizdeki konunun başında anlatılan radyometre isimli aleti hatırlıyor musunuz? Radyometre vakumlu bir fanus içinde, bir yüzü siyah diğer yüzü beyaz olan bir düzenekten oluşur. Bu düzenek ortamda ışık olduğunda döner. Aşağıdaki videoda radyometrenin çalışması anlatılıyor.

Bu videoyu izledikten sonra aşağıdaki anketi doldurunuz..

Fenle kalın


Denizler Neden Tuzludur?

Çoğunuzun bu yaz denize girdiniz veya gireceksiniz. Fakat hala geçen yazdan sonuçlanmamış bir sorumuz var..

Her denize girdiğinizde sizin de aklınıza aynı soru geliyor mu? Ağzımıza tuz tadı geldikçe hep sorduğumuz o soru “Deniz suyu neden tuzludur?” sorusu değil midir?

Kaynaklara göre okyanusların ve deniz sularının tuzluluk oranı yaklaşık %3,5’tur. Bu bilgiyi kullanarak ve yeryüzünün %70’inin sularla kaplı olduğu da düşünüldüğünde denizlerdeki tuzun miktarının Dünya’nın yüzeyinin tamamını 150 metre kalınlığında bir tabakayla kaplamaya yetecek kadar yüksek olduğu söylenir. Peki ama neden, nasıl?

Bizler size çeşitli kaynaklardan yararlanarak bu soruya yanıt arayan yazımızı hazırlarken, siz de aşağıdaki anketi doldurur musunuz?

Fenle ve merakta kalın, iyi tatiller.

Charlie Brown’un Yüzü Neden Kızardı?

maxresdefault

Merhaba sevgili 6. sınıf öğrencilerimiz,

Snoopy ve Charlie Brown’ın başrolünü oynadığı “Dream Big” isimli animasyon filmini hep birlikte izlemiştik ve  Fen Bilimleri Zümresi olarak size bu filimde Charlie Brown’ın sık başına gelen bir durumun dolaşım sisteminin görevleriyle olan ilişkisini sormuştuk. Katılımınız için teşekkür ediyoruz. Oylarınızın sonucunu aşağıda görebilirsiniz.

Charlie_Brown_result_

Vücudumuzdaki Bütün Sistemler Birlikte Çalışır

Yüzümüzün kızarmasına sebep olabilecek anormal bir durumla karşılaştığımızda vücudumuzda kendimizi korumak için “kaç ya da savaş” tepkilerinden birine hazırlanmak üzere kaslarımıza fazla besin göndermesi gerekir. Bu hazırlığı başlatan adrenalin ismi verilen bir hormondur. Daha önce de duymuş olabileceğiniz bu hormon kaslarımıza daha fazla kan göndermek için kalp ritmini arttırır ve böylece kaslarımızın kaçmak için veya savaşmak için ihtiyaç duyabileceği besin ve oksijen arttırılmış olur. İnsan yüzünde de bir çok kas bulunur ve vücudumuzun bu hazırlığı sırasında yüzümüzdeki damarlarımız da genişler ve yüzümüz kızarır.

Adrenalin nedeniyle kalp ritminin ani artmasıyla oluşan yüksek ısıyı, yüz derimiz gibi vücudumuzun dış yüzeyine yakın olan kan damarlarımızı genişleterek atmaya çalışırız. Damarların genişlemesi kanımızın soğuması için gerekli temas yüzeyini arttırır fakat damarın dış yüzey alanını genişlettiği ve belirginleştirdiği için bu durum yüzümüzün kızarmasına sebep olabilir.

Gördüğünüz gibi vücudumuzda öğrendiğimiz bütün sistemler birlikte çalışır. Solunum sistemi gerekli olan oksijeni sağlarken, destek ve hareket sistemi olası tepkilerimiz için hazırlanır. Dolaşım sistemi sindirim sisteminde sindirilen besinleri enerji üretilmek üzere kaslara ve diğer dokulara ulaştırılırken bir yandan da hücrelerimizde oluşan atıkları geri toplar ve boşaltım organlarına iletir. Tüm bu işlemler sırasında vücudumuzdaki dengeyi korumaya çalışırız.

Yani yüzümüzün kızarması dolaşım sistemimizin üretilen hormonları ilgili yapılara taşımak, sindirilen besinleri hücrelere götürmek, akciğerlerden alınan oksijeni taşımak, atık ürünleri hücrelerden almak ve boşaltım organlarına götürmek ve tüm bu ani ritm artışı sırasında vücut sıcaklığını dengede tutmak ve ayarlamak görevlerinden tümüyle ilgilidir.

Benzer anketlerimiz devam edecek.

Fenle Kalın

Kaynaklar:

http://www.evrimagaci.org/fotograf/47/3164

http://science.howstuffworks.com/life/inside-the-mind/emotions/blush.htm

http://www.hurriyet.com.tr/neden-yuzumuz-kizarir-9974136


Biri Apandisit mi Dedi?

Merhaba sevgili öğrencilerimiz,

5. ve 7. sınıflarda bu yıl “Sindirim Sistemi” konusunu gördük ve sınıflarda “Apandisit nedir?”, “Patlarsa ne olur?” gibi sorularla bol bol karşılaştık.

appendix2

Peki sizce apandisin bir işlevi var mı? Yoksa işe yaramaz, gereksiz alınması gereken bir organ mı?

Biz konu ile ilgili yazımızı çeşitli kaynaklardan hazırlarken, lütfen siz de aşağıdaki anketi doldurun.

Fenle kalın

Midemiz Neden Guruldar?

Hiç karnımızın neden guruldadığını düşündünüz mü? Acaba sesler nereden geliyor? Nasıl oluşuyor? “Sindirim Sistemi” konusunda sizlerin de sorduğu bu konuyu 7/D sınıfından arkadaşınız Kerem Turhan araştırmış ve aşağıdaki bilgilere ulaşmış:hungry_stomach

Sindirim sistemimizde yiyeceklerin hareketi, yemek borusu ve bağırsaklarımızda kas büzülmelerinin yarattığı dalgalar sayesinde yiyeceğin devamlı olarak aşağıya doğru itilmesi ile gerçekleşir. Bu kasılma ve gevşemeler yediklerinizin sindirim yolu boyunca hareketini sağlamasının yanında  yiyeceğin sıvı ve diğer sindirim öz sularıyla karışmasına yardımcı olur.

Karın guruldamasına sebep olay bir sürecin sonunda gerçekleşir. Bu katı ve sıvı karışımın hareketi gaz ve hava üretir . Bu bileşimler  sindirim sistemimiz boyunca itildikçe ve emilimi kolaylaşacak parçalara ayrıldıkça, hava baloncukları ve gaz çıkışı olur ve bu da bir ses oluşturur. Karnımızdan gelen gurultu da bu sestir . Aslında karın guruldaması yalnızca aç olduğunuzda değil tok olduğumuz zamanda da olabilir. Fakat midenizde ve ince bağırsağınızda yiyecek varsa, bu sesi daha az duyarız. (1)

Kerem’in araştırmasından anladığımıza göre sindirim sonucu çıkan gazlar nedeniyle karnımızdan sürekli sesler çıkıyor. Peki o zaman neden bu sesleri sadece midemiz boşken daha şiddetli duyuyoruz?

02Genel olarak sindirim sistemimizi ağızdan anüse kadar devam eden ve duvarları temel olarak düz kas katmanlarından oluşan içi boş bir boru olarak düşünebiliriz. Mide ve bağırsaklar arkadaşınızın da söylediği gibi yiyeceği itmek için sıkıştırdığında bir gümbürtü sesi üretir. Bu sesi emecek yiyecekler olmayınca ses karnımızdan daha yüksek duyulur. 6. sınıfta öğrendiğimiz sesin oluşumu ve yalıtımı konularını hatırlayalım.

Diğer yandan Scientifik American dergisinde çıkan bir habere göre (2) sinir sistemimizdeki uyarılar ile sindirim sistemimizi oluşturan düz kaslardaki kasılma ve gevşeme hareketi bu dalgalanmayı oluşturuyor. Kalp kasının ritmine benzer bir şekilde mide ve ince bağırsak kas hücrelerinin dakikada 3 ile 12 arasında kasılmasına sebep olur. Bu hız yiyecek varlığında artar ve yokluğunda azalır. Yazıya göre mide e ince bağırsak 2 saat boş kaldıktan sonra bu faaliyette artış gözlenir. Mide duvarlarındaki alıcılar yiyeceğin olmadığını algılarlar ve refleks olarak kasılmalar artar. Bu yüzden midemiz boş olduğunda guruldamaları daha çok duyarız.

Görüldüğü gibi, aynı anda birden fazla sistemin birlikte çalışması bizim mide guruldaması dediğimiz açlık sinyalini oluşturuyor. Evrim sürecinde kazandığımız bu yetenek, açlık ile tokluk arasındaki farkı anlayıp vücut fonksiyonlarımızı dengede tutup hayatta kalmamızı sağlıyor.

Fenle ve merakta kalın

 

KAYNAKLAR:

(1) http://bilimfili.com/karnimiz-neden-guruldar/

(2) https://www.scientificamerican.com/article/why-does-your-stomach-gro/

 

Hani Uzayda Ses Yayılmıyordu?

KUYRUKLU YILDIZIN ŞARKISI

Derslerde öğrendiğimiz bilgilerle zaman zaman günlük hayatta farklı şekilde karşımıza çıkabilir. Örneğin hiç televizyonda bilimsel bir haber izlediğinizde “Fakat biz bunu Fen Bilimleri dersinde böyle öğrenmemiştik” şeklinde çelişkiye düştüğünüz oldu mu?

“Rosetta uzay aracı, ‘Çuryumov-Gerasimenko adlı kuyruklu yıldızdan yayılan ilginç bir sesi keşfetti.” Şimdi aşağıdaki bu haberi izleyip bir değerlendirme yapmanızı bekliyoruz.

“Hani uzayda ses yayılmıyordu? Nasıl oluyor da bir gök taşından çıkan sesi duyabiliyoruz?”

Çok ilginç değil mi, eğer kafanızda soru işaretleri oluştuysa arkadaşlarınızla tartışabilir, veya çeşitli kaynaklardan araştırabilirsiniz. Bulduğunuz bilgileri Fen Bilimleri öğretmenlerinizle paylaşabilir ve burada yazacağımız yazıya katkı sunabilirsiniz.

Fenle Kalın

Kaynakça:
*https://www.youtube.com/watch?v=vMkN5CibvzM

 

Kuzey Işıkları da Neymiş? Açıklıyoruz

21_1

Fen  Bilimleri derslerimizde Işık ve Ses ünitemizin Işık kısmını çoğu sınıf düzeyimizde bitirdik. Daha öncesinden başlayıp ilkokul 3. sınıftan beri devam eden bilim serüvenimiz boyunca ışık konusunda ilk öğrendiğimiz şey ışık kaynakları oldu. Hepimiz “doğal” ve “yapay” olmak üzere iki çeşit ışık kaynağı türü olduğunu ve bunların dışında “aydınlatılmış cisimler” dediğimiz ışık kaynağı gibi görünen fakat aslında bir ışık kaynağından aldığı ışığı ayna gibi yansıtan cisimler olduğunu öğrendik. Aydınlatılmış cisimlere örnek olarak  Güneşten aldığı ışıkları yansıtan Ay’ı verebiliriz.

Derslerden öğrendiğiniz bilgilerden yola çıkarak sizlere Kuzey Işıkları olarak bilinen Kuzey ve Güney Kutbuna yakın yerlerde gözlemlenebilen gökyüzü ışımalarının doğal ışık kaynağı mı, yapay ışık kaynağı mı yoksa bir aydınlanmanın sonucu mu oluştuğunu sormuştuk. Aşağıda yaptığımız anketin sonuçlarını görebilirsiniz.

kuzey_anket_sonucu_

127 Kişinin katıldığı ankette 62 kişi ışımaların doğal bir ışık kaynağı sonucu olduğunu düşünürken, 27 kişi aydınlatılmış cisim veya cisimlerin yansıması sonucu olduğunu düşünüyor. Anketimize katılan 28 kişi de bu ışımaların yapay bir ışık kaynağı aracılığı ile gerçekleştiğine karar vermişler.

Ankete katılan herkese teşekkür ederiz. Cevapların tümünün haklı gerekçeleri olduğuna inanıyoruz. Zaten Kuzey kutup noktalarında gözlemleyebildiğimiz Aurora Borealis (Kuzey Işıkları) ve Güney kutup noktasından gözlemlediğimiz Aurora Australis (Güney Işıkları) olarak da bilinen ışımalar tarih boyunca insanlar için merak kaynağı olmuştur.

Peki aslında bu ışımaların nedenleri nelerdir?

 

 

Güneş Patlamalarının Rolü

Güneşin küresinin dış yüzeyinde Güneş patlamalarının gösterildiği fotoğrafları çoğunuz görmüşsünüzdür. Burası hem güneşin merkezine e uzak kısımdır hem de o kadar sıcaktır ki güneşin yer çekimi buradaki parçacıkları tutmaya yetmez. Burada oluşan Güneş rüzgarları (Solar Wind) patlamanın şiddetine göre saniyede 400-800 km süratle uzayda her yöne doğru yayılırlar. Burada söz edilen sadece enerji değildir. Güneş fişekleri adı verilen patlayıcı fırtınalar Güneş yüzeyindeki plazma adı verilen yüklü parçacıkları da uzaya fırlatırlar. Bu parçacıklar 10 milyon volkanik patlama gücündedir ve uzayda jeomanyetik fırtınalar denilen olaylara neden olurlar. Güneşin etrafındaki diğer gezegenler gibi Dünya da bunlardan etkilenir.

nairas-magfield0

Dünya’nın Manynetik Alanı

Yukarıdaki resimde Dünya’nın etrafında mıklatısın demir tozlarıyla oluştuduğuna benzer mavi çizgiler görüyorsunuz. Dünyanın merkezinde çoğu demirden oluşan yaklaşık 5700 ‘C olduğu kabul edilen hareketli bir lav küresi vardır. Isınan maddenin sürekli hareket ettiğini gözünüzde canlandırabiliyor musunuz? İşte bu hareket sonucunda bir elektrik akımı oluşur ve bu akım Dünya’nın çevresinde elektromanyetik bir alan oluşmasına neden olur. Bu alanın kutupları da Kuzey ve Güney kutup noktalarıdır.

İşte Dünya’mızın bu manyetik alanı bizi Güneş’in gönderdiği 10 milyon volkanik patlama gücündeki plazma parçacıklarından korur. Dünya’nın manyetik alanı “manyetosfer” adı verilen ve yukarıdaki resimde güneş ve dünya arasında bir baloncuk gibi görünen kalkanı oluşturur ve bu parçacıkları yakalayıp kutuplara doğru yönlendirir. Eğer bu parçacıklar belli bir hıza ulaşırsa atmosferdeki Oksijen ve Azot gazlarını uyarır ve enerji yayarak ışımalarına neden olur.

Yukarıdaki videoda bu anlatımı görsel olarak da izleyebilirsiniz. Bu şekilde oluşan ve Kuzey kutup noktasından gözlemleyebildiğimiz ışımalara Aurora Borealis – Kuzey Işıkları ve Güney kutup noktasından gözlemleyebildiğimiz ışımalara da Aurora Australis – Güney Işıkları ismi verilir.

Sonuç olarak güneşten gelen yüklü parçacıklar atmosferdeki Oksijen ve Azot atomlarının enerji seviyelerinde değişikliğe sebep olarak ışıma oluşturduğu için, ve bu da doğal bir süreç olduğu için Kuzey ve Güney Işıkları’nın  doğal olduğunu söyleyebiliriz.

Yaşamınızdan sorular hiç eksik olmasın
Fenle Kalın

Kaynakça:
(1) http://solarscience.msfc.nasa.gov/SolarWind.shtml
(2) http://crd.lbl.gov/news-and-publications/news/2013/catching-turbulence-in-the-solar-wind/
(3) http://www-spof.gsfc.nasa.gov/Education/aurora.htm